Akıllı Gündem

Ne Bilim!

Tuncay Yıldırım

Tuncay Yıldırım

Bilim, “ne bilim” sorusuna istinaden ortaya çıkmış olabilir mi?

Ne dersiniz?

“Ne bilim yahu” dediğinizi duyar gibiyim.

Tıpkı alacaklılar gibi zihinde sorular bir noktadan sonra belirmeye başladığında ve artık cevap bulması gereken soru işaretleri dayanılmayacak noktaya geldiğinde çoğunlukla “ne bilim!” vurdumduymazlığına başvururuz.

İçlerini “ilim ilim” eden, kemiren soru işaretlerinin ve  şüphelerinin üzerine giden hatırı sayılır azınlık ise başlarına düşen (dank eden) elmaların ya da kafalarında aniden yanan ampulün bir tesadüf olmadığını bize tarihin ve insanlığın bu gizemli serüveninde çoğu defa göstermiştir.

Mesela bugün bir araştırma yapılsa ve insanların yaşamları boyunca kendilerine en çok sordukları soru, kendilerine bir kez daha sorulsa cevap muhtemelen hep aynı olacaktır:

Ben kimim?

Biz kimiz?

Burada ne işimiz var?

Tarihin ilk evrelerinde henüz kamburken insan olduğunu hatırlayıp dik yürümesi gerektiğinin farkına varan, avcılık ve toplayıcılıktan kalan boş zamanlarında vakit geçsin diye yerdeki çakıl taşları birbirine sürterken tesadüfen veyahut bilinçli olarak kendisine alet yapabilme başarısını gösterebilen ve zamanı geldiğinde bir paleolitik mağara babasının oğluna: “çih rib eyeş pas nidamalo” şeklindeki serzenişine (tersten okununca cümle anlaşılıyor) o sırada elindeki kemik ve ağaç çubuklarından yaptığı en eski el baltasını göstererek babasına anlamlı bir cevap veren…

İnsanlığın ilerleyen dönemlerinde ortaya çıkacak olan memur ailesi gruplarına örnek teşkil etmeyeceği halde sürekli yer değiştiren göçebe yaşayan ve bir gün artık kendisine: “taş yerinde ağırdır” deyip yaşadığı çevreye ağırlığını koymaya başlayan, toprağa yerleşen hayvanları evcilleştiren, tekerleği, yazıyı icat eden, uygarlıklar kuran kısacası gelişen ve geliştiren insanoğlu hiç kuşku yok ki geçmişten günümüze gelmiş olduğu nokta açısından bugün inanılmaz bir yerde.

İnsanlık bu saydıklarımızı öğrenerek, araştırarak veya gözlem yoluyla gerçekleştirmiş ve yazının bulunmasıyla beraber bu öğrendiklerini gelecek kuşaklara aktararak bilginin ve bilimin ortaya çıkışına zemin hazırlamıştır.

“Ne bilim” sorusunun ya da serzenişinin ilk andan itibaren ortaya çıkışının son tahlilde “tekerleğin icadından beri yuvarlanıp gidiyoruz işte…” genellemesinden sıyrılıp baş döndürücü bir hızla bir kartopu büyüklüğüne dönüşmesi ve hayatımızı kolaylaştırması, zamanımızı verimli kullanmamıza yardımcı olması hayatın tekdüzeliğinde ve rutininde hep ıskaladığımız mevzulardan biri oldu.

Hele hele işin içine bilim ve din ilişkisi girdiğinde dinin yanında saf tutanlarla (tutucular) bilimin şaşmazlığının ve gerçekliğinin tarafında olanların (pozitivistler) anlamsız, kısır döngüden ileri gitmeyen tartışmalarının arasında çok önemli bir noktayı gözden kaçırıyoruz.

Buzdağı örneğinden yola çıkarak yüzyıllardan beri bilim buzdağının görünen açıklamaya çalışıyorken, din ve inançlar da sanırım buzdağının görünmeyen kısmını açıklamaya çalışıyor.

Eminim ki, buzdağının görünmeyen kısmını yani metafiziksel tarafını ve ötesini çoğumuz merak ediyoruz. Bilim buzdağının görünen kısmıyla meşgul olurken, görünmeyen kısmını görmezlikten gelmesi beş duyu organı dışındaki hiçbir duyusal varlığı kabul etmemesi ayrı bir tartışma konusu elbette.

Bilim kendince egoist davransa da insanoğlunun günümüze değin geldiği sürecin, yaradılışındaki asıl gaye anlamı ortaya çıkardığını düşünebiliriz. Yani bir benzetmeden yola çıkarsak eğer yeryüzü bir sahne ise ve biz de bu muhteşem konserde yerimizi aldıysak ve şüphesiz bu orkestranın yeri doldurulamaz tek parçası biz isek, bizden çalınması beklenen kendimize ait parçayı yüzyıllardır çaldık ve çalmaya devam ediyoruz.

Henüz konser bitmemiş olabilir fakat bu orkestradan yanlış ve bozuk seslerin yükselmiş olması sahnedeki dengenin bozulması şüphe yok ki bizi izleyenlerin beklediği birşeydi. Onlar daha konser  başlamadan bizim parmak uçlarımıza varıncaya kadar farklı olduğumuzu hatta hatalar yapacağımızı da biliyordu. Amma ve lakin izleyenlere sahneye çıkmaya söz vermiştik ve umarız ki bizi izleyenlerden tek tek alkışı hak ederiz.

Ve o gün insanlık için “ne bilim” sorusunun binlerce yıl süren yanıt arama heyecanı ve serüveni evrenin ve hayatın sahibi olan Allah için “ne ala” övgüsüne mazhar olabilir.

Kimbilir!

Allahu alem!

BU KONUYU SOSYAL MEDYA HESAPLARINDA PAYLAŞ
ZİYARETÇİ YORUMLARI - 4 YORUM
  1. Turgut Akkuş dedi ki:

    Tuncay bey,
    Yeni yazınız hayırlı olsun. Eline sağlık.

    1. Tuncay Yıldırım dedi ki:

      Teşekkür ederim Turgut Bey

  2. Şirin dedi ki:

    Tuncay Bey,
    Çok akıcı bir yazı olmus.
    Tekerleğin icadından beri yuvarlanip gidiyoruz cümlenize özellikle bayıldım.
    Tebrikler
    Kaleminize sağlık.
    Şirin Leyla Terzi

    1. Tuncay Yıldırım dedi ki:

      Teşekkür ederim Şirin Hanım

BİR YORUM YAZ