DOLAR
32,2134
EURO
35,0296
ALTIN
2.507,89
BIST
10.874,38
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul
Açık
25°C
İstanbul
25°C
Açık
Çarşamba Az Bulutlu
22°C
Perşembe Az Bulutlu
22°C
Cuma Az Bulutlu
22°C
Cumartesi Az Bulutlu
22°C

Kaynaksız Fikirler 1: Geçmişin Meselesi

09.02.2022 12:58 | Son Güncellenme: 09.02.2022 13:02
A+
A-

En büyük korkuların, en utanç dolu anların, en sapkınca düşüncelerin, en büyük arzuların… yaşanılan travmaların bastırıldığı yer: Bilinçdışı

Kaynaksız Fikirler 1: Geçmişin MeselesiGeçmişin Meselesi

Bilinçaltı veya bilinçdışı kavramlarını hayatımızın bir anında da olsa duymuşuzdur. Bilginin hızla yayıldığı şu dönemde bir çoğumuz Freud’un kuramlarından da haberdardır. Oradan buradan duyduğum psikolojik terimleri harmanlayıp zihnimde derinlemesine düşünerek, yıllar geçirdim. Ama sadece düşünmeyi sevdiğimden, notlar alıp planlı yazmaya değil de  -ki bunu yapanlara hayranım-  içten gelen fikir yığınına ait olduğumu hissettiğimden yazılarımı doğaçlama yapmaya karar verdim. Biraz şikayetçiyim ancak soyut düşüncelerimi düzene sokup kategorize etme yetim yok. Etrafımı, insanları ve tabii ki kendimi gözlemleyerek iç dünyamla harmanlayıp fikir ürettiğim yazılar yazmayı düşünüyorum. İlk yazımın konusu yaklaşık 20 gündür zihnime “Bunları bir düşün” dedirten konuyla ilgili: Geçmişin özgürlüğe saldırısı.

Kaynaksız Fikirler 1: Geçmişin Meselesi

Fotoğraf: Uday Mittal

Freud ve onun incelediği bilinçdışı kavramına geri dönelim. Freud’un Topografik Kişilik Kuramı’na göre kişiliği oluşturan 3 temel öge var. Bunlardan buzdağı metaforuyla bahseden Freud, buzdağının görünen ve  şu andaki algımızın olduğu kısmına bilinç; şu anda farkında olmadığımız ancak düşünerek bilince getirebildiklerimizin olduğu kısmına bilinç öncesi; zorlasak da hatırlayamayıp bastırdığımız buzdağının görünmeyen ve en büyük kısmına ise bilinçdışı demekte. Onun kuramına göre bilinçdışındakiler 0-6 yaş arasındaki korku, utanç duyduğumuz, saklanması gerektiğine inanılan anılarımız, hazlarımız. Bencil ve haz dolu hayvani yanımız olan idimiz 6 yaşına kadar hüküm sürerken, 6 yaşımızda kişiliğimizin ahlaki yanını oluşturan, toplumsal öğretileri temsil eden süperegonun doğuşuyla yaşanılanları bilinçdışına bastırıyoruz. Bastırdığımız şeyler sadece bahsettiğim zaman dilimiyle de sınırlı değil. Yaşamımızda unutmak isteyecek kadar sarsıcı şok anlarını,  psikolojik sorunlara yol açan travmatik yaşantıları yani basitçe bizi derinden yaralayan kötü anıları da bilinçdışına bastırıyoruz. Bunları unutmak sorun değil diye düşünürken Freud öyle bir durum ortaya atıyor ki asıl sorun o zaman oluşuyor: İnsan davranışlarına yön veren güçler bilinçdışında yer alır. Nasıl yani? Şöyle ki Freud yetişkin bir bireyin davranışlarını, olaylara tepkilerini, hayatında tercih ettiği seçimlerini bilinçli yapmadığını, bunlara yön verenin bilinçdışı olduğunu öne sürüyor. Bilinçdışına bastırdıklarımız, farkında olmadığımız çok çok derinde olan olay ve duygular şu anımızı etkiliyor. Örnek verirsek: Kişisel tercihlerimiz, partner seçimimiz, ebeveynliğimiz gibi bilinçli yapıldığına inanılan her şeyi bilinçdışı yönetiyor. Peki bu mümkün olabilir mi?

Freud bu durumu açıklayabilmek için yeni bir kuram daha ortaya çıkarıyor ve aslında bilinçdışına bastırılanların nasıl saplantı haline gelip yetişkinleri etkilediğinden bahsediyor. 18 yaşına kadar saplanılan dönemler ergenlikte düzeltilemediyse yaşamın sonuna kadar hayatında yer alacağını söylüyor. (Daha fazla bilgi için Freud psikoseksüel gelişim kuramını inceleyebilirsiniz)

Bu anlattıklarımı ilk duyduğumda doğru mu diye hiç sorgulamamıştım, ilginç gelmişti açıkçası. Yani insanın büyürken yaşadığı sorunların ileriki yaşantısında onu etkilemesi olağan gelmişken, bunu değiştirecek gücünün olmamasına inanmamıştım. Sadece insanların farkında olmadan yaptığı davranış kalıplarını sorgulayıp hislerine odaklanıp, sorunlarını fark edip, bunları belki kendi belki de bir profesyonelle çözebileceğini düşünmekteydim. Hala öyle düşünüyorum. Sadece şu zihnimi kurcalıyor: Zorlasak da hatırlamanın çok güç olduğu bastırdıklarımızı nasıl fark edeceğimiz, gördüğümüz sorunlarımızın kaynağına nasıl ışık tutacağımız. Hatırlayamamak beynin kişiyi koruma yöntemi evet, ama eğer sadece unutuyor ama içgüdüsel olarak bu bastırılanlara bağlı kalıp onlara göre yaşıyorsak bu nasıl bir koruma?

Özgür iradeden bahsediyoruz, seçimlerimizi kendimiz yapabilecek güçteyiz sanıyoruz. Bunun trajikomik bir şekilde bir yanılsama olma ihtimali beni fazlasıyla tedirgin ediyor. Ne yapıp ne yapmamamızı emreden din bile, yalandan bir seçim şansı verirken insan zihni buna izin vermiyor mu?

Bir sorun meydana geldiğinde kendi tepkilerinize bakın, sonra bu sorundan etkilenen çevredeki insanların tepkisine. Neden tepkiler çeşit çeşit dediğimizde cevabımız herkesin fikirleri, bakış açısı farklı oluyor, deriz. Evet, doğru. Birçok insandan birçok farklı fikir çıkar. Bu fikirler bize ait, bizim oluşturduğumuz şeyler mi yoksa geçmişte seçemediğimiz ailemiz, çevremiz ekseninde küçücükken müdahil olamadığımız hayatımızın bize sunduğu yaşantının sonucunda oluşan şeyler mi? Bazı şeyleri seçemeyiz ama biliriz ki hayatımızı kendi elimize aldığımızda yani belli bir yaşa geldiğimizde okuyarak, gezerek, şahit olarak kendimizi oluştururuz. Ki biraz daha sorgulamayı ve iyileşmeyi seviyorsak, travmalarımızı araştırır ve onların ipini koparırız, özgür oluruz. Yani kendi kabuğundan çıkamayıp kendinin farkında olmayıp, kendini geliştirmeyenlerden olmayız. Bu çok güzel en azından özgür iradeye yaklaşırız. Peki şimdi özgür müyüz?

20 gündür beni üzen tüm bunlar da değil. Mücadeleciyim ve hayatımı elime alıp Freud’u saplantılarımdan kurtularak haksız çıkarabilirim. Ama şu konuda onu haksız çıkaramam: Geçmiş gerçekten peşimizde. Bu çok acımasızca bence. Seçemediğin şeylerin sınavın olması. Küçük bir çocuğun yaşadıklarının büyük bir yetişkini bir çocuk gibi aciz yapması… Hayatın tadını çıkarmak varken yaşanılan, hissedilen travmaların geleceğini etkileyip seçimlerini senin yerine seçmesi. Hangi duyguya aç bir hayvan gibi saldırırken mantığını kaybedeceğine, hangi duruma bağırarak tepki vereceğine karar vermesi. Gerçekten insan denen varlık elinde olmayan duygulardan sıyrılıp yol bulamaz mı? Bunun için çok mu mücadele etmek gerek?

Karamsar bir durum söz konusu ama nedense beni ayaklandırıp sinirlendirmiyor. Nedenini anlayamadığım bir sakinlik, olgunluk katıyor. Geçmişin hala ensemizde olması acımasızca ama insanlara bakıp her birimizin aynı konumda olmasının verdiği garip bir his acımasızlığı alıyor. Bana “Hayatın kuralı bu mu acaba?” dedirtiyor, “Başka neylere gücümüz yok?” sorusunu sorgulatıyor. Hayat özgür irade vermiyorsa ve bu çoğu insan için geçerliyse insanı kurban rolüne atarken, kendini üzüntüyle parçalamasına engel oluyor. Kurban olmak kim ister, seçme şansımızın var oluşu umuda ait değil midir? Şans yoksa umut kalır mı?

Sorularla dolu günler beni bekliyor, sorgulamak en azından özgürlüğe en yakın şey. Düşünmek en güzel yeti. Çünkü düşünmek senin elinde. Belki insana sunulan hediye budur. Belki özgür iradeye sahip olmak düşünerek gerçeği bulmaktan geçiyordur. En iyisi dünyaya göre kaynaksız, bana göre içimi kaynak yaptığım bu yazılarıma devam etmek. En iyisi düşünmek…

Kaynaksız Fikirler 2’de görüşmek üzere.

Yazarın Diğer Yazıları
Yorumlar

  1. Beyza Avatarı Beyza dedi ki:

    Çok akıcı ve samimi bir diliniz var👏👏👏