DOLAR
17,2333
EURO
17,5772
ALTIN
964,69
BIST
2.408,15
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul
Açık
29°C
İstanbul
29°C
Açık
Perşembe Açık
29°C
Cuma Açık
29°C
Cumartesi Az Bulutlu
25°C
Pazar Az Bulutlu
26°C

Goca Gız’ın zarif kaptanı Beyza Kestaneci: “Özgürlük en büyük zenginlik”

Denizde kadın olmaz klişesine inat, Türkiye’nin denizlerinde boy gösteren kadın kaptanlardan biri, deniz aşığı Beyza Kestaneci ile samimi sohbet

Goca Gız’ın zarif kaptanı Beyza Kestaneci: “Özgürlük en büyük zenginlik”
28.11.2021 13:32
A+
A-

Denizde kadın olmaz’ klişesine inat Türkiye’nin denizlerinde pek çok ticari ve özel tekne kadın kaptanlara ait artık. Bu kaptanlardan biri de 1996 doğumlu deniz aşığı bir genç kadın olan Beyza Kestaneci.

Kuşadası’nda aldığı yelkenli eğitimiyle başlayan denizcilik hikayesi, Goca Gız adını verdiği teknesinde devam ediyor şimdilerde. Türkiye’de geleneksel turizm anlayışını değiştirerek daha doğa dostu ve minimal hale getirmek isteyen Beyza ile deniz aşkını ve erkek egemen bir sektörde kadın olmanın avantajlarını konuştuk.

Nasıl başladı kaptanlık maceranız?

Kuşadası Yelken ve İhtisas Kulübü’ne girdiğimde 8 yaşındaydım. Optimist denilen küçük yelkenlilerle denize çıktık ve bu noktadan sonra hayatım değişti. 17 senedir de devam ediyor.

Bir işe girmeyi, yerleşik hayata geçmeyi düşünmediniz mi?

Hacettepe Üniversitesi Dilbilim Bölümü mezunuyum. Üniversitede de denizcilik dersleri aldım ve Hacettepe Yelken Kulübü ile yarışlara katıldım. Hayallerim Ankara’daki yerleşik bir hayattan çok uzaktı. Yelkencilik benim için spor dalı olduğu kadar bir yaşam tarzıydı çünkü yaklaşık 15 senedir ailece kullandığımız bir teknemiz vardı.

Teknenizin ismi “Goca Gız” onun hikâyesi nedir?

Ailemin teknesiydi. Ticari tekneye çevirdim. Başladığımda 21 yaşındaydım. Amacım; yerli turizm anlayışını değiştirmek ve geliştirmekti aslında. İki tişört bir şortla, çıplak ayakla, domates-peynir yiyerek minimalistliğin ve özgürlüğün en büyük zenginlik olduğunu hissettirmekti.

Kadın kaptanlar artıyor

‘Denizde kadın olmaz’ klişesinin sizi üzdüğü, yıprattığı durumlar oldu mu, yoksa aksine daha mı güçlendirdi?

Bunu bir kıstas olarak kabul etmedim hiç. Ama tabii ki insanların bana bunu hissettirdiği oldu. İlk başlarda üzülüyordum tabii ki. Özellikle bakım ve tamirat zamanlarında beni pek dikkate almıyorlardı. Bir de yanaşma-ayrılma sırasında dümende bir kadın görünce usturmaçaları (teknelerin birbirine çarpmasını önleyen yastıklar) iki katına çıkaranlar oluyordu. Ama alıştım. Kadın kaptanlar olarak sayımız gittikçe artıyor, bu da normalleşmeye yol açıyor. Bu işin cinsiyetle hiçbir alakası yok.

Karaya uzun süre ayak basmadığınız dönemler oluyor. Nasıl bir his uzun süre denizde olmak?

Denizde olmayı kelimelerle tarif etmek çok zor benim için. Şubattan kasıma kadar aralıksız teknedeyim. Geri kalan aylardaysa bazen karada bazen denizdeyim. Denizde yaşamak için doğaya tamamen uyum sağlamanız ve saygı duymanız gerekiyor. Siz ne kadar plan yaparsanız yapın, motorlarınız ne kadar güçlü olursa olsun, son söz doğanındır her zaman. Denizdeyken zamanın akışı tamamen değişiyor. Dışarıdaki hayatın aslında nasıl bir kısırdöngü olduğunu anlıyorsunuz. Ama her şey her zaman güllük gülistanlık değil tabii ki. Sizi zorlayan durumlar da oluyor, uzun seyirler çok stresli geçebiliyor. Sosyalleşmeye ihtiyacınız oluyor. Konfor arayışınız oluyor. Bazı şeyleri dengelemek gerekiyor.

“Kesinlikle gitmelisiniz” dediğiniz koylar var mı?

Ben işimden dolayı genellikle Hisarönü Körfezi’nde ve Göcek’teyim. Güney kıyılarımızdaki koylar gerçekten birbirinden güzel ama benim favorim Gökova Körfezi. Çünkü hâlâ çok bakir, fazla tesis yok. Mavi ve yeşilin birbirine karıştığı en güzel yer. Löngöz, Küfre, Küçük Çatı, Büyük Çatı, Okluk… Saymakla bitmez. Sadun Boro’nun Okluk Koyu’na yaptırdığı denizkızı heykelinde yazan sözleri Gökova’yı çok güzel tarif etmiş aslında: “Bu denizkızı, düşlerini süsleyen cennete erişebilmek için nice engin denizler, ufuklar aştı… Kıtalar, adalar, koylar dolaştı… Ta ki Gökova’ya ulaşana kadar.” Adı bile olmayan koy…

Gezerken keşfettiğiniz, saklı kalmış özel noktalar oldu mu?

Maalesef sadece benim bildiğim bir yer olduğunu zannetmiyorum. Özellikle pandemiyle birlikte son dönemde Güney koylarındaki yoğunluk oldukça arttı. Fakat çok sevdiğim iki koydan bahsedebilirim. Bunlardan ilki Dilek Boğazı’ndan geçen bir rota çizecekler için Samos Adası’ndaki Posidonio Koyu. Kristal gibi bir suyu var, alargada (koyun ortasına demir atılarak) kalınıyor. Koyda yerlilerin yazlık evleri, bir kilise ve bir balık lokantası var. Haftada bir gün, adanın diğer tarafındaki Pythagorion kentinden Yannis adındaki bir kaptan, teknesine aldığı turistlerle bu restorana geliyor ve canlı müzikli yemekte danslı şovunu gerçekleştiriyor. Yolunuzun üzerindeyse mutlaka uğrayın ve bu deneyimi yaşayın derim. İkincisi, doğru adını bir türlü öğrenemediğim bir koy. Farklı kaynaklarda farklı isimleri var. En güzeli tarif etmek. Bu koy Göcek Körfezi’nde Domuz Adası ile Tersane Adası arasında kalıyor. Domuz Adası tarafında, Hacıdede Deresi Koyu’nu geçince hemen sancakta. Burası Göcek’te eğer yeterince şanslıysanız tek başınıza geceleyebileceğiniz bir koy. Küçücük, sahilde terk edilmiş bir ev var. Birçok hikâyesini okudum fakat doğruluğundan emin olmadığım için paylaşamıyorum. Körfezde Göcek’e en uzak koy olduğu için yıldızları neredeyse tek tek sayabileceğiniz, ürkütücü bir sessizliğe ve masmavi, tertemiz bir denize sahip. Burayı da listenize mutlaka ekleyin.

Kışın denizde olduğunuzda neler yapıyorsunuz?

Kışları Kuşadası’nda yaşıyorum ve Goca Gız da burada kışlıyor. Dolayısıyla kışın da bol bol denize çıkıyoruz. Yakın zamanda kış eğitim programı da açacağız.

Kaptanlık dışında neler yaparsınız?

Denizde değilsem muhtemelen dağdayımdır. Söke’de bir köy evimiz var ve burada zeytincilikle uğraşıyoruz. Deniz sezonu kapandıktan hemen sonra hasat başlıyor, zeytinyağı üretiyoruz. Hasat bitti, ağaçlarımıza bakalım, bahçemizle ilgilenelim derken tekrar yaz geliyor ve sezon başlıyor. Yani anlayacağınız ben pek şehir hayatı yaşamıyorum.

Bir de YouTube kanalınız var…

Evet, geçen şubatta Goca Gız isimli YouTube kanalımı açtım. Biraz kendiliğinden gelişti. İyi ki de gelişmiş. Bu kanalda yaz boyunca tekne ve denizcilik yaşantımı paylaştım, bu hayatı hiç bilmeyen izleyiciler için kısa kısa, dilim döndüğünce bilgiler vermeye çalıştım.

İLK ‘FİLOTİLLA’ YILBAŞINDA

“Hedefim Goca Gız başta olmak üzere bir filo kurmak ve birkaç tekneyle birlikte aynı anda seyirler yapmak. Buna “filotilla” deniyor. İlk filotilla deneyimimizi yılbaşında gerçekleştireceğiz. 11 tekne Göcek koylarında yılbaşını kutlayacağız. İleride filonun tüm kaptanlarının kadın olmasını hedefliyorum. Dünya turu da en büyük hayalim. Bunu bir rotadan çok, tek yönlü bilet olarak görüyorum.”

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.