DOLAR
16,8132
EURO
17,5501
ALTIN
976,27
BIST
2.405,98
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul
Açık
29°C
İstanbul
29°C
Açık
Salı Açık
29°C
Çarşamba Açık
30°C
Perşembe Az Bulutlu
29°C
Cuma Az Bulutlu
25°C

Edebi Ebedi: Boş Çerçevedeki Boşluk

24.05.2022 08:46
A+
A-

Yalnızım, çok eşya seven, insanlarda ya da hayatta bulamadığı maneviyatı, maddede arayan anne evinde. Güneşin son yansımaları da camlardan kayıyor.

İşim yok, oturuyorum. Sadece gözlerim sık sık altın yaldızlı, aynalı, kocaman duvar saatinin altındaki yine aynalı ama bu sefer koyu kahverengi konsolun üzerine takılıyor.

BOŞ ÇERÇEVEDEKİ BOŞLUK

Burası onun köşesi sanki.  Kendine aitleri, özenle yerleştirmiş: En solda çoğunlukla arabesk nefesleri veren bir plak, ortayı dolduran kısalı uzunlu, inceli kalınlı bembeyaz mumlar, kötü enerjiyi değil de kemiren anıları yok etmesi istenen tütsülük ve bir çerçeve. Hayır, ne olup bittiğini hisseden gözlerim, titizlikle düzenlenmiş konsola takılmıyor, en sağda köşede kalmış gibi dursa da ben buradayım dedirtecek kadar salona dönük, gül oymalı lacivert bu boş çerçeveye kayıyor.

Yuvasına çiçekler eken annem, oymaların zarifliğine tutulmuş. Her misafirin “Aa ne kadar güzel bir çerçeve” ile başlayıp “Ee ama neden boş” ile bitirdikleri cümleleri etrafa savrulur ve hepsi beklenen yanıtın güzellikle ilintili olduğunu idrak edemeden giderdi. Kırk yıllık ömrüne, en az üç hayat sığdıran annem, yanıtı içten içe bilir fakat susardı. Ben görürdüm sustuklarını.

O bazı geceler kusmak isterdi, duyulmak dilerdi. Ağzına gelen kelimelerin birkaçı dudaklarından kaçıverirdi. Kalanlarıysa yudum yudum geri içerdi. Mecbur değildi, öyle hissetse de değildi. Ailesi vardı, ben vardım. Ancak o beni hala bu yaşamın yükünü kavrayamayacak kadar küçük zanneder, yine kilitlerdi sözcüklerini. Bilmezdi, saçkırana yakalanmış dökük saçlarıyla ağzından kaçırdıklarını birleştirdiğimi.

Bir kutu fotoğraf biriktirmişti. Kocaman bir kutu. Bundan ayrı da dört büyük albümü vardı. Hepsini tek tek incelemiş, her bir kareyi santim santim dolaşmıştım. Anılarını hatırlardı bunlarla. Hayatı iyisiyle kötüsüyle bir görüp kabul ettiğini sanan ama bu dualitenin arasında debelenen annem, aynı şekilde albümlerde de arada kalmışlığıyla çırpınıyordu. Ben anlıyordum sakladıklarını.

Neşe kokuyordu hatıraları. Gittiği yerlerde bolca kamera karşısına geçmiş, sevdiklerini geçirmiş. Kendinden büyük sevgisini, buralara da dağıtıp ailemizin her birinin izinli izinsiz fotoğraflarını almış, onları ihtimamla yerleştirmiş. Sayfaları dakikalarca evirip çevirdim. Bir ara donup kaldım. Ona acı verenlerin, nefreti kalbinde doğuranların fotoğraflarını görünce afalladım. Mana veremedim önce, sonra annem dedim. Geçmişi bir türlü geçiremeyen, zihninde hapsettiği yetmezmiş gibi suret suret evine kilitleyen annem.

Boş çerçeve bir bana baktı bir de kutuya. Beğenmedi oradakileri. Albüme yandan bir göz attı ama yok ikna olamıyordu hiçbirine. Ben gülleri süzüyordum o sıra. Az önce de evin sahibi annem gelmişti, yalnızlığım bitmişti. Benim nereye baktığımı görünce tekrar konuşma isteği duymuş ancak “ne gereği var” deyip vazgeçmişti. Tam gidecekken bana seslenmiş, “Telefonumun depolama alanı doluyor, fotoğraflardan seçip albümler için bastıracağım, beraber yapsak?” demişti. Ona dönüp başımla sorusunu onaylamış ve yanına gitmek için ayaklanmıştım.

Binlerce kareyle birlikte onlarca anıyı gezdikçe gezdik. Annem yine karar veremiyordu, ben yapıyordum o işi. Farkındaydım, ben albümü düşünürken onun aklı boşluktaydı, dolduracak bir an arıyordu. Hayatı boşa yaşamadığının belgesini, varlığının kanıtını, ‘acı tatlara şahit oldum ama güzel günlerimde oldu’ dedirtecek en mutlu resmini… Bunu yapınca beklediği güzel günleri yakalayacaktı, ikilikteki iyiliği tattığına inanacaktı. Sevgisiyle donattığı yıllarını, ailesini, arkadaşlarını ve en fazla da kendisini görecekti güllerin arasında. Tüm bunlara yaraşır güzellikteki o fotoğrafı bulmaya çalışıyordu. Misafirler bilmiyordu, annem biliyordu söylemiyordu, ben biliyordum dile getirmek istiyordum: Çerçeve işte bundan boştu.

Yazarın Diğer Yazıları
Yorumlar

  1. Beyza dedi ki:

    Okurken gözlerim doldu ❤