Akıllı Gündem

Beton Zeminli Salonlardan Türkiye Halter Federasyonu Başkanlığına

Beton Zeminli Salonlardan Türkiye Halter Federasyonu Başkanlığına

Röportaj: Münevver Mersin

Mahallede diğer çocuklardan dayak yemesin diye babasının isteğiyle 1971 senesinde Sarıyer’de, duşu bulunmayan, beton zeminli Halk Eğitim Merkezi’nde Taekwondo’ya başlayıp, Türkiye Halter Federasyonu Başkanlığına uzanan büyük bir başarı hikayesi. Belkide zamanın şartlarına göre zorunlu olarak başlanan bir spor dalından, İstabul  Spor İl Müdürlüğü, Türkiye Spor Genel Müdür Yardımcılığı ve Türkiye Halter Federasyonu Başkanlığı gibi önemli görevlere gelen bir spor adamı, spor aşığı. Kimden mi bahsediyoruz? Türkiye Halter Federasyonu Başkanı Tamer Taşpınar’dan.

akıllıgundem.com olarak 1971 senesinde başlayan ve 47 yıllık spor hayatında azimle çıkılan başarı basamaklarını ve amatör branşların geleceğini, bu branşların geliştirilmesi için neler yapılabileceğini Tamer Taşpınar ile konuştuk. İşte Tamer Başkan ile yaptığımız o keyifli röportaj:

(AG): Spor hayatına nasıl başladınız?

Sarıyer Halk Eğitim Merkezi’nde 1971 yılında Taekwondo’ya başladım. Biz çocuk olarak spor nedir bilmezdik, babam o dönemde İstanbul’da yaşam zor olduğu için dışarıda dayak yemeyelim ve kendimizi koruyalım diye bizi spora başlattı.O devir öyleydi. Kendimizi korumuş olduk. Düzenli bir hayatımız oldu, yememize içmemize dikkat ettik. Çok sevdik sporu zaten yaramaz bir çocuktuk. Okul evimizden 2 km uzak mesafedeydi oradan yürüyerek gidip gelirdik. Servis yoktu bu yürüyüşler bizim altyapımızı geliştirdi. 4 kardeştik, Birlikte antrenmanlara gidip geliyorduk, beton üzerinde çalışıyorduk, nasıl hasta olmadık bilmiyorum. Halk eğitim merkezinde duş alanları yoktu, sadece betondan oluşuyordu. Daha sonra ülkemiz geliştikçe her şey zaman içerisinde değişti, Sporu çok sevdiğimiz için daha sonra ufakta olsa bir yer açtım. 28 yıl orayı işlettik. Bir sürü şampiyon sporcular yetiştirdik daha sonra siyah kuşak 6. Dan seviyesine geldim. Uluslararası hakemliğim var. 10 yıla yakın milli takım antrenörlüğü yaptım. Avrupa ve dünya şampiyonalarına katıldım. 1982 yılında milli sporculuğu bıraktım.

Türkiye Halter Federasyonu Başkanı Tamer Taşpınar ile Özel Röportaj

Türkiye Halter Federasyonu Başkanı Tamer Taşpınar

(AG): Aktif spor hayatınızdan sonra ne yaptınız?

Ondan sonra spor ilçe müdürü oldum. 5 yıl kadar bu görevi sürdürdüm. Ardından yine 5 yıl kadar İstanbul Gençlik spor il müdürlüğünde spor şube müdürlüğü yaptım. Ardından 9 yıl İstanbul spor il müdürlüğü yaptım. İstanbul İl Müdürlüğü rekoru bende. Tüm branşların ve İstanbul’un tüm spor dallarının sorumluğunu gerektiren bir görevdi. Daha sonrada 4 yıl Spor Genel Müdür yardımcılığı yaptım. Halter Federasyon Başkanlığı görevini 7 yıldır sürdürüyorum. Sporun çok büyük faydasını gördüm. Mesela genel kültürünüz artıyor, çevreniz genişliyor. Tv’de seyrettiğiniz isimlerle aynı ortamlarda yer alıp, görüşüyorsunuz. Gerek siyasi, gerek spor dallarından değerli isimler… İnsanın sivri taraflarını törpülüyor spor, toplumla daha uyumlu hale gelmenizi sağlıyor. Onun için sporu tavsiye ediyorum. Mesela herkesin memleketinden kaynaklanan örf adetler vardır. Bireylerin onun dışına çıkması lazım. Diğer farklı kültürlerle Doğusuyla, Batısıyla, Egesiyle, Karadeniziyle kaynaşması lazım. İşte Spor bunu yapıyor, sosyalleştiriyor insanı. İçine kapanık kişileri topluma adapte edebiliyor. Bunun yanı sıra spor ile farklı bir çevrenin içine girdiğinizde, o arkadaşlarla sürekli görüşmek, çeşitli karakter ve huyda kişiler tanımak, sizin bazı huylarınızı ve sivri kısımlarınızı törpülüyor. Uyumlu bir hale geliyorsunuz, nasıl davranabileceğinizi biliyorsunuz. Sürekli kapalı toplumlarda yaşayan insanların daha farklı tavırları olabiliyor. Olumsuz yönleri açığa çıkabiliyor. O bakımdan hem yurtiçinde hem yurtdışında insanların birbirleriyle kaynaşmasında, birbirlerini anlayabilmesinde sporun çok faydasını gördük. Ve bu sebepten dolayıdır ki, spor ortak paydamızdır diyoruz. Toplumların birbirlerini anlayabilmeleri için sporun yaygınlaşması gerekir. Spor, dostluğu ve kardeşliği pekiştiriyor diye anlatıyoruz her zaman.

Türkiye Halter Federasyonu Başkanı Tamer Taşpınar ile Özel Röportaj

Gençlik ve Spor Bakanı Mehmet Muharrem Kasapoğlu ile birlikte

(AG): Türkiye’ye baktığımızda Ata sporumuz Güreş dahil  Bireysel ve Takım sporlarının Futbol kadar popüler olmadığını görüyoruz, Bunun gerekçesi nedir, neden Futbol Türkiye’de bu kadar popülerken diğer spor dalları arka planda kalıyor?

Çok zor bir soru sordunuz. Bu sorunun cevabını verebilirsek, Türk sporunun sorunlarını  çözmüş oluruz. Bütün Türk sporunun kalkınmasının, problemlerinin çözümlenmesinin anahtarı bu soru.

Şimdi her ülkenin kendi kültürüne, yapısına uygun branşları tabi ki var. Bizimki neydi diye bakarsak, ata sporumuz peygamber sporumuz, güreş idi. Bunun yanı sıra, ata binmek, okçuluk, yüzme, atletizm vb. spor dalları söz konusuydu. Biz onları bile unuttuk. Türklerin ata sporudur dediğimiz spor dalı güreşi bile unuttuk. Bunu savunan insanlar dahi yardım etmiyorlar. Belediye başkanları, vekiller, bakanlar, şunlar bunlar. Madem ata sporu, gelin bunu yaşatalım. Onun için diyorum ki ben madem Türkiye’de güreş yeterli seviyede değil, madem ata sporumuzda dünyanın zirvesinde değiliz, madem yeterli ilgi alaka gösterilmiyor o zaman bizde bir yozlaşma var. Geçmişinden kopma var, Başka bir deyişle, yöresel sporlar var. Biz bunlarda yokuz, futbolla kıyaslanıyor. Çok doğru, zaten Türkiye’de 28’i olimpik olmak üzere 60 branş var. Tüm dünyada olduğu gibi futbol bir tarafa, diğer branşlar bir tarafa. Şimdi durum o kadar vahim ki, bir futbolcunun transfer ücreti belki de 60 federasyonun ödeneğinden daha fazla. Bu durum hepsinin cevabını veriyor zaten, bütün problemi ortaya koyuyor. Böyle olmaz bu iş.

Türkiye Halter Federasyonu Başkanı Tamer Taşpınar ile Özel Röportaj

Evet futbol içerisinde bir döngü söz konusu. Seyircisi var, para kazanıyor. Transferler var, totosu lotosu var. Müthiş bir kamuoyu var. Başlamamız gereken yer, futbol ile kıyas yapmamak. Futbol ile diğer tüm branşları kıyaslamak doğru değil, bunu yapmak büyük bir hata. Bir örnekle açıklamak gerekirse,

-Şimdi Karadenizli’ye soruyorlar balıkları say diye

Lüfer, palamut, istavrit, mezgit, çinekop diyor.

Adam saymayı bitirdikten sonra, soruyu soran diyor ki ‘’e hamsiyi saymadın’’.

Adam diyor, “Hamsi paluk değildur.”

Şimdi futbol bu misal spor değildir, o futboldur. O ayrı.

Dünyada da böyle. Ama şurasından ele almak lazım konuyu, arkadaş 28 olimpik branş var biz zaten bunun 5 tanesinde olimpiyatlarda madalya alabiliyoruz. Hiç mi basında yer almaz bunlar? Bu böyle mi olmalı? Bu çok yanlış.

(AG): Futbol dışındaki branşların Türkiye’de popüleritesini arttırmak için sizce neler yapılmalı?

Devlet tesisler kurmalı…

Beton Zeminli Salonlardan Türkiye Halter Federasyonu Başkanlığına

Münevver Mersin (Akıllı Gündem), Tamer Taşpınar

Türkiye’de başarı sırasına göre branşları saymak gerekirse son iki olimpiyatlarda güreş, halter, taekwon-do, atletizm bunlara zaman zaman Judo ve boksta katılıyor. Bu şekilde 4+1 branşımız var. Olimpiyatlarda madalya aldığımız, başarılı olduğumuz branşlar bunlar. Yeterli mi? Değil. Buna ayrıca başka branşlarda eklenmeli. Türkiye’nin üç bir yanı denizlerle çevirili. Gölleri, akarsuları her şeyi var ama kano/kürekte yokuz. Kano/kürek olimpiyatlarda 48 madalya veriyor. Daha bir tesisimiz yok.
Bakın ben dünya’yı gezdim, gördüm. Spor sayesinde, sporcu olarak, antrenör olarak, idareci olarak vs. bakın İran’da gördüğüm şey beni çok şaşırttı. Sınır komşumuzun 1972’de Şah döneminde yapmış olduğu bir olimpik merkezi var. Mükemmel, halen kullanılıyor. Yıl 2018 Türkiye’de halen böyle bir merkez yok. Fransa, Japonya hepsi çok lüks olimpik merkezler yapmış. Japonya’nın olimpik merkezi, uzay istasyonu gibi… Sporcunun kas kuvveti, sağlık değerleri, kalp atışı, kondisyonu, kapasitesi her şeyi ölçülüyor. Bizde bunların hiçbiri yok, yeni yeni daha ayak kuvveti, kol kuvveti, ciğer kapasitesi vs. ölçülmeye başlandı. Bu böyle mi olmalı ya? 2018’deyiz, İran 1972’de yapmış, düşünebiliyor musunuz? Dünya’nın çok gerisindeyiz, sadece konuşuyoruz “her şeyi bilimsel yapıyoruz”, “şöyle yaptık”, “şuradan aldık”, “buraya getirdik” biraz abartıyoruz galiba.

Devlet politikasını netleştirmeli…

Devletin politikası netleşmemiş, devamlı kanun değişiyor, bakanlığın yapısı değişiyor sürekli. Bu böyle olmaz, sistem oturmalı. Devamlı sistem değişmez. Bilgi sahibi olanlar, işten anlayan işin ehli olanlar düşünüp, taşınır; 40 ölçer bir biçer ve sistemini kurar. Biz sistem kuruyoruz, olmadı hadi yenisini getir. Oda olmadı yine yenisini getir. Bu böyle olmaz.

Basın-yayın Türk sporcularına yer vermeli, öne çıkartmalı…

Diğer bir kısma geldiğimizde de her şey futbol futbol, doğru. Bir insan mesela Naim Süleymanoğlu, Hamza Yerlikaya, Halil Mutlu, ya bunlar dünyaya mal olmuş isimler. Hamza Yerlikaya “asrın güreşçisi”, Naim Süleymanoğlu “cep herkülü” ünvanıyla anılıyor. Naim Süleymanoğlu “Time” dergisine kapak olmuş bir isim. Halter sporu hem Türkiye’de hem Dünya’da Naim ile şöhret buldu ve gelişti. Şimdi böyle simgelerimiz, isimlerimiz var değerini bilmiyoruz.

Benim mesela en üzüldüğüm şey ülkemiz adına ayıp, gençlik adına ayıp, milli eğitim için ayıp olan bir konu var. Televizyonda yarışma programlarını seyrediyoruz. Yabancı bir sporcu, şarkıcı, oyuncu soruluyor, gençlerimiz takır takır cevap veriyor ama bizim Naim Süleymanoğlu’nu, Mehmet Akif Prim’i, Hamza Yerlikaya’yı, Halil Mutlu’yu, Mahmut Demir’i,  soruyoruz bilen yok. Bu isimler ülkemizin değerleri, olimpiyat şampiyonları… Yani müthiş sporcular, Ahmet Ayık, Gazanfer Bilge, Yaşar Doğu… Benim ecdadım, soyum, ülkemin önde gelen bir devre adını yazdırmış insanları. Onların isimlerini bilmiyoruz. E nasıl bileceğiz bu isimleri? Basın-yayın yoluyla görsel basın ile bileceğiz ama hiçbiri yazmıyor. 

Hakedene Hakettiği Verilmeli…

Türkiye Halter Federasyonu Başkanı Tamer Taşpınar ile Özel Röportaj

Fatih Terim, Tamer Taşpınar

Benim il müdürlüğü yaptığım dönemde yılın sporcusunu seçiyorlardı. Yılın sporcusu seçmenin ölçüsü şudur: olimpiyat şampiyonluğu varken, olimpiyatta ikinci olan veya dünya ikincisi olan bir sporcu yılın sporcusu olamaz. Altınla bakır tartılır mı? Biri olimpiyat şampiyonu oluyor. Efendim neymiş, bayanlar ön plana çıkmalıymış, bayanlara önem vermemiz lazımmış, onun için onu yılın sporcusu seçtik. Yok ya, bu kompleksiniz nereden geliyor? Bu yanlış. Madem bayanlarımızın öne çıkarılması isteniyor, o zaman yılın erkek sporcusu ve yılın bayan sporcusu olarak ödül verilsin. Dünya’ya bir imaj vermek istiyorsan “bakın bizim bayan sporcularımızda var” de. Ama sen altın madalya duruyorken bronz madalyalıyı yılın sporcusu yapamazsın. Hatta olimpiyatta madalya alamayıp, dünya şampiyonasında madalya alan kişiyi, olimpiyat şampiyonu dururken yılın sporcusu yapamazsın.

Alanında Uzman Spor Köşe Yazarlarına İhtiyaç Var…
İşte bizim basının spor anlayışı bu. Spor kültürü bu. Bu kafalarla nereye gidebiliriz ki biz? Eskiden o beğenmediğimiz yokluk, fakirlik döneminde atletizmin, güreşin, boksun birçok branşın spor yazarları vardı. Yorumlayıcıları vardı. Anlatırlardı, bir Federasyon başkanı, Antrenör, Spor idarecisi’ne yakın bilgileri vardı. Şimdi bunlar kalmadı. Spor köşe yazarları yok. TV’de de anlatacak yok.

Açıyoruz kanalları hepsi futbol ve bizim seyrettiğimiz maçlarla alakası olmayan yorumlar. Ben hangi maçı seyrettim diye kendime soruyorum, kendimden şüphelenmeye başlıyorum. Birkaç maçta özellikle kritik pozisyonların notlarını tuttum. Yorumcuların anlattıklarıyla maçın hiç alakası yok. Zaten maça da gitmiyorlar. Evde oturup çekirdek çıtlayarak televizyondan izledikleri maçın yorumunu yapıyorlar. Türkiye’de kültür bu. Sporun durumu bu. Maç oynanıyor bir hafta yorumu sürüyor. Konuştuklarının da çoğu boş, teknik konuda katkı sağlayacak idari konuda yapılan bir hata var mı? Sporcuların durumu? vs. Spor böyle bir yere gitmez, Türkiye’de kahve kültürüyle spor yorumculuğu yapılıyor. Bundan dolayı tüm televizyonlar futbola yönelmiş. Ama bazı zamanlar özellikle önemli başarılar elde ettiğimiz zamanlar da  bizi de davet ederler. Ve yaptığımız görüşmeler de bize dedikleri şu oluyor: “patronlar, genel müdürler, üst rütbeler…” Bunun yanı sıra reyting var, diğer sporları koyduğumuz zaman reyting yok. Böyle de bir gerçek var. Ben şunu savunuyorum; İnsana ne verirseniz o konuda gelişir ve onu ister. Bilgilendirirseniz, sevdirirseniz bir aşinalığı olur ve onu seyretmeye, takip etmeye, ilgi duymaya başlar. Ama bize verilen sürekli futbol bu doğrultuda izlenen de futbol.

(AG): Sporcular neden sadece büyük turnuvalar öncesinde ve sonrasında basında yer alıyor?

Tabi tamamen olumsuz bakmayalım. Ülkemizde basketbolun, voleybolun da seyircileri var onlarda kendilerini biraz kurtardı. Diğer branşların seyircileri yok ama dünyada da bu durum böyle. Biraz seyircisi olan branşlar yırtıyorlar. Türkiye’ de basketbol ve voleybol bayağı gelişti.  Buna rağmen bu spor dalları da yeterli derecede basın tarafından ilgi görmüyor. Ama bizim şikayetimiz şu, mukayese etmek doğru değil. Amatör branşlar bunu hak etmiyor. Yani bu branşlara daha fazla ilgi alaka göstermek lazım. Nasıl ki, hangi branşın Naim Süleymanoğlu, Halil Mutlu, Taner Sağır, Nurcan Taylan’ı var? Bunlar hep olimpiyatta madalya almış büyük sporcular. Kim biliyor bunları? Tekvando’da Türkiye’ye İlk Dünya şampiyonluğunu getiren Yılmaz Helvacıoğlu, Bahri Tanrıkulu, Karate’de defalarca Dünya şampiyonu olan Haldun Alağaş Unutulup gittiler. Rahmetli Naim Süleymanoğlu, kitap yazıyorum onunla ilgili, bitti şu an tashihte. Mezarlığını yaptırdık, yeri Edirnekapı Mehmet Akif Ersoy mezarının yanında isterseniz ziyaret edebilirsiniz. Naim Süleymanoğlu adına Gaziantep’te Türkiye şampiyonası düzenledik. Şimdi de 2.sini Denizli’de düzenleyeceğiz. Bu her yıl böyle tekrarlanacak inşallah. Bunun dışında Gaziantep Büyük Şehir Belediyesiyle birlikte uluslararası turnuva düzenleyeceğiz. Yani yaşatacağız Naim Süleymanoğlu’nun adını. Naim Süleymanoğlu “cep herkülü” idi. Kendi ağırlığının 3 katından 10 kilo fazlasını kaldırmıştı, böyle büyük bir sporcuydu. Naim Süleymanoğlu yaşarken gerekli önem verildi mi? Yok. Şimdi, vefatından sonra ise her yere ismini vermeye kalkıyorlar.

Türkiye Halter Federasyonu Başkanı Tamer Taşpınar ile Özel Röportaj

(AG): Şu an yaşayan efsanelerimizden bir tanesi de Halil Mutlu onun içinde aynı şeyler geçerli değil mi?

Ama bu hep böyle. Biz diyoruz ki ‘’insanlar yaşarken anılmalı’’ vefatından sonra hatırası yaşatılır fakat yaşarken verilmeyen önem vefatından sonra veriliyor, maalesef bizde böyle. Esasında devlet çok özel imkanlar ve statüler tanıyor sporcularımıza. Müşavir olma hakkı, VIP ulaşım imkanları, yüksek maaşlar, yeşil pasaport hakları var. Yani devlet sporcusu oluyorlar. Bunlar dışında çok büyük ödüller alıyorlar. Olimpiyat şampiyonu oldukları zaman 2000 cumhuriyet altını alıyorlar. Dünya şampiyonu birincisine ise 1.500, ikincisine 1.000 ve üçüncüsüne 750 cumhuriyet altını veriliyor. Bunları topladığın zaman servet yapar. Devlet gerekli desteği veriyor, devlet daha ne yapsın? Devlet sporcusunun kıymetini biliyor kimse kusura bakmasın. Ben şimdi Naim Süleymanoğlu’nun kitabını yazıyorum, mezarlığını yaptırdım, adına Türkiye Şampiyonası düzenliyorum, onun adına uluslararası bir turnuva düzenleyeceğiz ben bunların hepsini devlet adına yapıyorum. Ben federasyon başkanıyım, devletin bana verdiği bütçeden yapıyorum bunları, hiçbirini cebimden karşılamıyorum. Bu yüzden eğri oturup doğru konuşalım devlet tüm sporcusuna gerekli maddi manevi her şeyi yapıyor ancak eksiğimiz yazılı ve görsel basındaki hak ettiği ilgi, alaka ve değerin verilmemesidir.

Türkiye Halter Federasyonu Başkanı Tamer Taşpınar ile Özel Röportaj

Tamer Taşpınar, Eski Gençlik ve Spor Bakanı Mehmet Ali Şahin

(AG): Peki bu durumun çözümü var mı?

RTÜK denilen bir kurum var. Yayınlara para cezası veriyorlar. Bunun yerine, tabi ki ehilleri daha iyi bilir lakin para cezası vermek yerine, para cezasını biraz hafifletin ve amatör branşları yayınlama mecburiyeti verin. Veya televizyon kanalı kurmanın, yayın lisansı almanın belli kriterleri var bu kriterlere haftada birkaç saat amatör branşları yayınlama mecburiyeti getirilebilir. Ne olur yani, bu insan haklarına aykırımı olur?  Ne kadar güçlü devlet olursanız olun, spor, sanat ve kültürde yoksanız büyük devlet değilsiniz. Bu kadar basit.

Tarihçilerimizle, yazarlarımızla, şairlerimizle, ozanlarımızla, ressamlarımızla, büyük sporcularımızla devlet adamlarımızla anılıyoruz değil mi? Bunlar yoksa yoksunuz. O halde spor, sanat ve kültür alanında gelişmeliyiz. Bu gelişme için ne gerekiyorsa onu yapmalıyız.

Türkiye Halter Federasyonu Başkanı Tamer Taşpınar ile Özel Röportaj

(AG): Şunu sormak istiyorum, Atletizmde kızlarımız olimpiyat şampiyonu oldular.  Ama Aslı Çakır Alptekin, Gamze Bulut , Elvan ve Süreyya Ayhan için ”doping yaptılar” dendi. Bu gerçek mi, gerçekten doping yapıldı mı?

Evet, birçoğu doping yaptı. Sporcular inkâr ediyor ama bunlar maalesef var ve yapıldı.Ama bütün dünyada vardı. Bu haksız rekabettir, işinize hile karıştırmaktır. Haksız kazanç nasıl doğru değil ise bu da bir haksız kazançtır. Yani bütün dünyayı kandırıyorsunuz doping yaparak. Bu seyirciye de zevk vermiyor. Fakat bu bugüne kadar böyle oldu, burada IOC Olimpiyat Komitesinin de birtakım hataları oldu. Şöyle ki bazı spor firmaları spor malzemesi üreten firmalar bunların isimlerini herkes biliyor bunlar sporcuya sponsor oluyor böyle bir şey olamaz, olmamalı. Gerek Fransız bisikletçi Amstrong, gerek Dwain Chambers, Shelly-Ann Fraser, Tyson Gay, Justin Gatlin, LaShawn  Merritt, Asafa Powell ve Ben Johnson gibi adlarını atletizm tarihine yazdıran  birçok isim, ceza almaktan kurtulamadı. Bu kişiler sporu bıraktıktan sonra kendileri itiraf ediyor ve bu kişilerden madalyaları geri alınıyor. Peki bu neye yarar? Ne kıymeti var? Alsan ne olacak almasan ne olacak? Doping yaparak şampiyonlukları alan bu sporcular yüzünden birçok iyi sporcu motivasyonunu kaybetti hatta sporu bıraktı. Bütün dünyayı kandırdılar. Şampiyon oluyorsun 3-5 kere. Yıllar sonra gerçekler ortaya çıkıyor ama neye yarar?

Ama şimdi bu işin başında 1976 yılında Batı Almanya adına olimpiyat şampiyonu olan eski Alman eskrimci Thomas Bach var. Göreve geldiğinde “ben dopingle aktif mücadele konusunda savaşacağım” dedi. Bir spor adamı olarak, spor geçmişi olan bir milli sporcu olarak… Hakikaten ben çok sevindim.

Rusya’da ki skandalları biliyorsunuz, kimin ne yaptığı belli değil. Amerika’nın Çin’in İngiliz’in ne yaptığı belli değil, dünyayı kandırıyorlar. Böyle bir yarış olamaz. Televizyondan seyrediyoruz zevk alamıyor insan. Heyecan duymuyorum, çünkü yalan biliyorum. Doğal durumlarıyla yarışsalar, doğal performansı ile yarışsalar bravo dersin. Allah’ın yarattığı fizik, kas kuvveti, kondisyon falan filan zirveyi zorlayıp nereye geldiğini görüyoruz dersin. Dışarıdan alınan takviye, ilaç, doping vb. sağlığa da çok zararlı… Sonuçta görüyoruz ölüp ölüp gidiyorlar. Zararları saymakla bitmez. Şimdi Thomas Bach, bu işle çok ciddi mücadele ediyor.

Rusya’da olan olaylardan sonra atletizm ve diğer branşlarda Rusya boykot edildi, yasaklar kondu. Halterde on branş ceza aldı. Bunun içinde Türkiye’de var. Dokuz yıl önce halterde yaşanan doping skandalından dolayı biz ceza aldık. Ama dopingle mücadele konusunda o kadar başarılı olduk ki, bir tek bize altı ay ceza indirimi yapıldı. Tarihte böyle bir şey yok, bunu ilk defa biz başardık.

Türkiye Halter Federasyonu Başkanı Tamer Taşpınar ile Özel Röportaj

Tamer Taşpınar, Hamza Yerlikaya

(AG): Bunu nasıl başardınız?

Türkiye şampiyonalarında milli takım kamplarımızda devamlı numune aldık. Uluslararası yarışmalarda zaten alıyorlar. Birde de sporcunun haberi olmadan numune aldık, zaten usül bu şekilde sporcunun haberi olmaz. Ayrıca antrenörlerle işbirliği yaptık, anti-doping ajansıyla işbirliği yaptık. Başarılı olduk ve çok iyi gidiyoruz.

Bir de başarılarımızdan bahsetmek istiyorum,

Beton Zeminli Salonlardan Türkiye Halter Federasyonu Başkanlığına

Naim Süleymanoğlu

Naim ve Arkadaşlarından  sonra 12’yıl Türkiye başarı alamadı, Madalya yok halterde. Sonra biz göreve geldik, hamdolsun  demek ki düzgün kararlar aldık, disiplin sağladık. Doğru yolda giderek olimpiyatlarda 12 yıl sonra olimpiyat ikincisi çıkarttık. Güreşten sonra en başarılı branş olduk. Daha sonra 17. Akdeniz oyunları yapıldı Mersin’de. Burada da güreşten sonra en fazla madalya alan branş olduk,14 madalya aldık. Bu yıl İspanya Taragona’da yapılan oyunlarda 15 madalya aldık ve güreşi 1 madalyayla geçerek en başarılı branş olduk. Bunlar çok güzel şeyler. İslam oyunlarında güreşle birlikte yine ilk ikideyiz. Ayrıca Avrupa da şampiyon olduk. Kahire-Mısır’dan yeni geldik. Mısır birinci oldu. Türkiye hem bayanlarda hem baylarda ikinci oldu. 35 madalya aldık, 6 tanesi altın, 11 gümüş, 18 bronz. Halter maşallah dolu dizgin gidiyor. Bir aksilik olmazsa inşallah önümüzdeki olimpiyatlarda yine madalya alacağız. Ve halter de sporcu sayımız gün geçtikçe artıyor.

Bakın bu yıl en büyük başarımız ne biliyor musunuz? Arjantin’de gençlik Olimpiyatları yapıldı. Bütün ülkeler, bütün dünya katıldı. Türkiye 10 tane madalya aldı. On madalyanın dördünü halter aldı. Ne biliyor musunuz bunlar? Birincilik bir tane, iki tane ikincilik, bir tane de üçüncülük madalyası. Yani 4 madalyayı biz aldık, geri kalan dört bronz madalyayı da diğer branşlar aldı. Halterin başarısını görüyor musunuz? Burada bir altın iki gümüş bir bronz dört madalya bu takdire şayan bir başarıdır. Ve arkadaşlar, işte sizin en başta sorduğunuz soru var ya, geldik oraya. Bundan haberiniz var mı, yok. Kimin haberi var? ”Dört madalya” diye altyazı geçiyor televizyonlar arada bir. Oysa ki Türk milleti bu çocukların ismini ezberlemeliydi. Orada tarih yazdı bu çocuklar, haltercileri tebrik ederiz denmeliydi. O çocukların da buna ihtiyacı var. Moral motivasyona ihtiyaçları var. Bunu kimse bilmiyor.

Neye benzedi bu biliyor musunuz? Şimdi bizim âlimlerimiz var, ilim adamlarımız var kimse bilmiyor. Hep yabancılarınki biliniyor. Bize bu öğretildi. Çünkü basında onlar var. Basında bu konuda müthiş bir kavga var. Mesela Galata kulesinden ilk uçmayı deneyen Hazarfen Ahmet Çelebi sorsan gençlerin çoğu bunu bile bilmez. Uluğ Bey var, ben gittim ziyaret ettim Özbekistan’da kurduğu rasathaneyi. Ulubey Rasathanesi, ne müthiş… Teknoloji yokken Ay ile Dünya arasına 1 metre hata payı ile ölçmüş. Cihaz yok, şimdi uydular var. Nasıl yaptın bunu, nasıl becerdin mübarek… Bu nasıl bir zekadır, bu nasıl bir akıldır. Ama bunu Türk milletine anlatmıyorlar. Varsa yoksa yabancılar. Yabancıların her şeyini biliyoruz. Mesela cebiri bulan el Cabir, haritayı çizen Piri Reis. Kim biliyor bunları. Bu örnekleri çoğaltabiliriz.

Birçok şeyi bilmiyor halkımız. Yabancı bilim insanlarını, sanatçıları, sporcuları hep ezberliyoruz/ezberliyorlar. Ne münasebet önce benim insanımı, Türk bilim insanlarını, sporcuları, sanatçıları bilelim, sonra diğerlerini bilelim.

Ona karşı değiliz ama önce benim öz vatandaşımın önde gidenlerini, topluma ışık tutanlarını, sporcu, sanatçı ve kültürel alanda katkı sağlayanlarını bilmezsem, devlet adamlarını tanımazsam,  yabancıları tanımak ne olur? Kültür emperyalizmi olur. Biz adeta kültür emperyalizminin pençesinde çırpınıyoruz.

(AG): Halterde başarılı olup dopingli çıkan sporcular ceza aldılar. Cezaları bittikten sonra devam ettiler mi, başarılı oldular mı?

Değişiyor. Mesela iki yıl ceza alanda var dört yıl ceza alanda. Bazılarının cezaları bitince spor hayatlarına devam ediyor, bazıları etmiyor. Devam edenlerin bazıları başarılı oluyor, bazıları olmuyor.

Beton Zeminli Salonlardan Türkiye Halter Federasyonu Başkanlığına

Tamer Taşpınar

(AG): Neden Taekwon-do kökenli olmanıza rağmen Halter Federasyonu Başkanlığı?

Şimdi şöyle tabi, benim esas branşım Taekwon-do. Ama bildiğiniz gibi halterde çok büyük doping skandalları oldu. İsrail’de 12 sporcumuz dopingli çıktı. Federasyon başkanı  istifa etmek mecburiyetinde kaldı. Ben de o zaman Genel Müdür muaviniydim. Disiplinli, sporu bilen, bu işle başa çıkabilecek, bu dopingle mücadelede başarılı olabilecek birisini bulalım dediler. Konu  dönemin başbakanı Sn. Recep Tayyip Erdoğan’a iletilmişti, Beni buldular, Ben de tabi Türkiye Spor Genel Müdürlüğünde 60 branştan sorumlu genel müdür yardımcısıydım. İller ve birçok daire başkanlığı bana bağlıydı. Bunlardan bir tanesi de Spor Federasyon’larıydı. Bilgim de vardı zaten bu konuda. Bir tanesini bile bildikten sonra idarecilik tarzı aşağı yukarı aynıdır. Kuralları farklıdır ama ben antrenörlük yapmayacağım için yadırganacak bir tarafı yoktu. Başta biraz laf eden oldu ama kısa sürede herkes kabullendi. Çünkü başarılı olduk. Hemen daha biz gelir gelmez fark edilmeye başlandık. İlk Polonya Avrupa Şampiyonası’nda takımı gönderdik, sıfır çektik. Madalya diye bir şey yok. En iyi on üçüncülük. Takım yok elimizde. Ama ben aleyhte bir şey olur, başarısız olurlar, bu işi bilmiyor derler diye korkmadım. Cesaretle üzerine gittim. Ve devam edip bu noktaya kadar geldik.

(AG): Burada hedef 2020 mi 2024 mü?

Şimdi şöyle, hedef 2024. Çünkü daha önce bahsettim ya, olimpiyatlarda 4 sporcu madalya aldı. Bunlar bizim çocuklarımız. Bir tane yabancı Türkmenistan kökenli çocuğumuz var geri kalan hepsi yerli bizde. Ardından yeni yerli sporcular yetiştirdik. Yaşları küçük bu sporcuların. Halterde hem kendi yaş gruplarında hem de bir üst yaş grubunda yarıştırabiliyoruz. 2020 geldi, şimdi yetişmeyecek ama inşallah 2024’e yetişecekler. Bir de şu var, sporcu bulmak zor. Buldunuz, yetiştirdiniz, devam ettirmekte çok zor. Veya şöyle söyleyelim, bu sadece halter için değil, diğer bütün branşlar için geçerlidir. Diyelim ki sporcunuz yıldızlarda, gençlerde başarılı oldu, iyi ama büyüklere taşıyamıyorsunuz, performansı düşüyor. Bu sebeple çok dikkatli olmak ve başarı da devamlılık sağlayabilmek lazım.

(AG): Yaşam standartlarının bir etkisi oluyor mu bu durumda?

Çocuklar küçükten halisane sporu çok seviyor. Etrafından pek haberi yok daha candan daha özverili çalışıyor, kabiliyetini daha çok ortaya koyabiliyor. Ama çocuk biraz büyüdükten sonra dünyayı görünce, dikkati dağılıyor, sosyal çevrenin ve üniversitenin bunda çok etkisi oluyor.

Bir de üniversite bitirmek önemli doğal olarak. Bitirmediniz mi çok kıymeti harbiyesi yok. Çünkü hayat zor ve üniversite bitirme arzusu, isteği var. Böyle olunca da haliyle spor biraz aksıyor.

(AG): Spor üniversiteleri bunu çözer mi?

Akademiler kuruldu, bunun için kuruldu ama sonra antrenör yetiştirmeye döndüler. Başarılı olamadı. Spor liseleri kuruldu, başarılı olamadı. Nasıl başarılı olacağının projesi ben de var. Benim gibi bunu bilen arkadaşlar da var. Soran olursa anlatıyoruz. Şu anda spor liseleri yanlış kuruldu, yanlış yolda gidiyor. Spora hiçbir katkıları yok. Ama nasıl olacağınını en ufak detayına kadar biliyoruz.  Bu konuyu biliyorum ve bilen arkadaşlarımı da biliyorum. Bilen arkadaşlar var. Bu konuda çalışma yapmak lazım.

(AG): Peki kaç sporcu bekliyoruz kotayı aşıp olimpiyatlara katılabilecek?

Şimdi bizim halterle ilgili cevaplayalım. Dört sporcu katılma hakkımız var. Aslında sekiz ama doping cezasından dolayı dörde düştü. İki erkek iki bayan. Fakat şöyle bir durum bizi bekliyor. Allah korusun üç sporcu daha dopingli çıkarsa bu sayı bire düşecek. Bir sporcu daha çıkarsa Olimpiyatlara  katılamayacağız. Böyle bir sıkıntıda var. Çok ciddi bir durumla karşı karşıyayız.

Peki doğru mu yapıyorlar? Evet, doğru yapıyorlar. Kimse yapmasın kardeşim ama sporcuya bunu anlatmak çok zor. Bu neye benziyor biliyor musun uyuşturucu bağımlılığı gibi, sporcu bırakamıyor bunu çok zor.

(AG): Doping yapan sporcular yüzünden Türkiye ceza aldı. Şöyle bir soru sormak istiyorum. Burada Türkiye mi, sporcular mı, branş mı cezalandırıldı? Çünkü o branşı tamamen bitirmek gibi bir durum çıkıyor ortaya. Ceza o ülkede bu sporu yapan herkese olmuyor mu?

Şimdi haklısınız, sporcuya ceza verilmeli. bugüne kadar hep sporcuya ceza veriliyordu fakat başa çıkılamayınca ülkeye ceza verilmeye başlandı. Maalesef artık öyle. Ülkeyi bitirmeye kadar gidiyor. Azerbaycan ceza aldı, Rusya komple mahvoldu, on tane ülke ceza aldı.

(AG): Başarılı sporcularımızı başka ülkelerden yarışmalara sokabiliyor muyuz?

Yok olmaz, giremez. O ülkenin vatandaşı olmanız lazım. Başarılı olan sporcular kendi ülkelerinden katılamıyorsa oradan katılsın diyorsun ama zor, gitmek istemiyor kimse. İyi sporcular kendi ülkesini temsil etmek istiyor. Bizim mesela bu geçiş döneminde bazı halterde başarılı olan ülkeler var 1-2 tane alalım da örnek olsunlar dedik. Ben yabancı sporcuya, devşirme olayına karşıyım ama devamlı alınmasına karşıyım. Yok mu sende sporcu var. Ama çok özel sporcu olursa alınır. O da diğerlerine lokomotif olması için, diğerlerini sürüklemesi, örnek olması için. Geminin kaptanı çok önemli. Branşın çıtasını yükseltmek için önemsiyorum bunu. Ama bulamadık gelmek istemediler. Hatta söz de verdiler bize. Burada tabi ödüllerimiz çok yüksek. Birçok ülkede bizim gibi ödüller yok. Cazip gelmesine rağmen ülkesini bırakıp gelmedi kimse.

Türkiye Halter Federasyonu Başkanı Tamer Taşpınar ile Özel Röportaj

(AG): Sporcular yetişip Dünya, Olimpiyat, Avrupa Şampiyonu olduktan sonra ödül veriliyor. Ama yetişirken sporcuların çoğu maddi yetersizliklerden dolayı oraya çıkamıyor. Alttan desteklemek sporcuyu, sporcu yetiştirmek için daha önemli değil mi?

Bravo, harika bir soru. Yıllardır Türkiye’nin yapmadığı bir şeydi bu. Ama artık bu problem çözüldü. TOHUM diye bir projemiz var. Genel müdürlüğün hayata geçirdiği bir proje. Burada daha küçücük bebelere, ufacık sporculara, yıldız sporculara 450-500 TL maaş veriliyor. Harçlık olsun diye. Daha ortaokul çocukları. Hani canı bir şey çeker, bir ihtiyacını görür diye veriliyor. Ayrıca ne veriliyor. Dört yıl önce olimpiyatları  kazanma ihtimali olan bin sporcuya 1 milyon TL maaş veriliyordu. Kazandıktan sonra herkes verir. 2-3 yıl önce bu rakam 4.000 sporcuya çıkartıldı.
Şimdi bu kabiliyeti olan Türkiye’de dereceye giren, milli takımda başarılı olan, olimpiyata gitme ihtimali olan sporculara bu maaş veriliyor. Dolayısıyla bu dediğimiz yerine getirilmiş oluyor. Bu konuda önemli bir imza atılmış. Buna bir şey daha ilave edersek, milli olan sporcu üniversiteye direk gidebiliyor bununla da kalmıyor, devlet 1400 TL maaş veriyor. Hangi devlet bunu yapıyor? Ayrıca Avrupa şampiyonu olduğunuzda , öğretmen olma hakkınız var. Daha ne olsun? Dünyanın hiçbir ülkesinde bunlar yok. Eğer birisi ağlarsa ki ”devlet bize yeterli ilgi ve alakayı göstermiyor maaş vermiyor, şunu bunu vermiyor” diye karşısına ben çıkarım. Devlet yetkilileri biraz alttan alıyorlar, mütevazi konuşuyorlar. Ben direk söylüyorum kimseden çekincem yok.
Devlet gereğini yapıyor. Peki devlet gereğini yapıyor da hata nerede? Devletin hatası, sistemi kuramamak. En zayıf halka da kim biliyor musunuz? İdareci ve antrenörler. Yeterli bilgi ve beceri yok. Bunu açıkça söylemek gerek, kimseden çekinmeden. ”Yok antrenörün kalbini kırarsak bize oy vermezler” düşüncesi olmadan. Antrenör eğitimi çok önemli. Genel müdürlük öncelikle antrenör eğitimine önem vermeli. Problem bu.Federasyon  Yönetimlerine hava olsun diye kimse girmemeli, siyasi müdahale olmamalı. Sporun içinden yetişen insanlar, katkı sağlayabilecek insanlar spor federasyonlarında görev almalı.

(AG): İslam oyunlarının başlangıç noktası neresi, fikir nereden çıktı ve gidişatını nasıl görüyorsunuz?

Suudi Arabistan öncülüğünde başladı. Önce kendi aralarında başlattılar. “Bütün dünya olimpiyat yapıyor, İslam ülkeleride bir şey yapmalı” diye biz de müslüman bir ülke olarak buna katılıyoruz.  O zaman dönemin başbakanı  Sn. Recep Tayyip Erdoğan’ın “biz de tam kadro katılmalıyız” diye bir ifadesi olmuştu. İşte o günden bugüne hem İslam oyunlarına, hem de diğer uluslararası oyunlara tam kadro katılıyoruz. Ben zaten batının iyi bir şeyi varsa alalım diyorum. Batıya karşı değilim ama şunu da belirtmeliyim, batı şu an dünyada katliam yapıyor, kültür emperyalizm yapıyor ona da karşıyım. Onların tüm organizasyonlara katılıyoruz, müslüman kardeşimin organizasyonuna niye katılmayalım. Onun için İslam ülkelerinin de yapmış olduğu organizasyonlara tam kadro katılıyoruz. Çokta güzel oluyor, kaynaşıyoruz. Bizi kopardılar zaten. Tarihimizden koparmaya çalıştılar, İslam ülkelerinden koparmaya çalıştılar, Türk devletlerinden kardeşlerimizden koparmaya çalıştılar. Halen de buna devam ediyorlar. Bizi de bir araya getirmiyorlar. Ben mesela ilk defa Türkmenistan’a bu yıl gittim ne gördüm biliyor musunuz . Lisan bilmene gerek yok kaynaşıyorsun, on gün kal anlıyorsun konuşmaları. Her şeyimiz o kadar benziyor ki. Türkmenistan, Azerbaycan ilmin merkezi. Özbekistan müthiş, gerçekten kültürümüz aynı , hiç yabancılık çekmiyoruz Kazakistan hakeza aynı. Gittik buraları gördük, hiç yabancılık çekmedik, yabancı bir ülkeye geldim bile diyemiyorsun. Tanıdık, sanki kendi ülkemiz gibi. Sevgi, muhabbet bambaşka. Bizi kopardılar görüştürmediler. Hatta düşman ettiler birbirimize, anlatabiliyor muyum?

(AG): İslam oyunlarına aşağı yukarı kaç ülke katılıyor?

30 ila 40 ülke arası katılım oluyor.

(AG): Denklik olarak hangi şampiyonalara Türkiye’yi denk olarak görebiliriz? Bu turnuvaya bizim olimpik sporcularımız mı katılıyor ya da olimpik altı sporcularımız da katılıyor mu?

Eskiden sıradan sporcular gönderiyorlardı, iyi sporcuları göndermiyorlardı. Azerbaycan’da yapıldı,  Şimdi 2021’de İstanbul’da yapılacak. Artık en iyi takımımızı gönderiyoruz. Bu turnuvayı Akdeniz oyunları ile mukayese edebiliriz.
Sporcuların gelişimi içinde son derece faydalı. Sporcuların kaynaşması, tecrübe kazanması, oyunlar vesilesiyle farklı kültürlerle tanışması anlamında çok faydalı bir organizasyon. Bu organizasyonu yapan ülkeler spor tesislerini yeniliyor, ülkeler şehrin alt yapısını yapıyorlar, şehirlere de heyecan geliyor, çeki düzen geliyor. Yani sporun ülkeye büyük bir katkısı oluyor.
Ama biraz zayıf kalıyorsa da diğer organizasyonlara göre sebebi çok fakir müslüman ülkeler var, gelemiyorlar, Burada bir sıkıntı söz konusu oluyor.

Onun için spor yaygınlaştırmak lazım, toplumları kaynaştırmak lazım. Buradan velilere de seslenmek lazım. Onlarda evlatlarının çevreleriyle daha uyumlu hale gelebilmeleri için spora yönlendirmeleri gerekiyor.

Bir de çok büyük tehlike bizi bekliyor. Hatta geliyor diyemiyoruz, geldi ve bizi perişan etti bile.  Nedir o tehlike? Bir süre önce internet, bilgisayar diyorduk, şimdi akıllı telefonlar herkesi esir aldı. Sohbet yok, hiçbir şey yok, sizi esir alıyor. İçinde çok yanlış bilgiler de var ve bedenen hareket bitti. Yeni hastalık çeşitleri başladı. Onun için spor bir nevi bu hastalıktan, bilgisayar, internet, akıllı telefon hastalığından,  çocuklarımızı bir nebze de olsa kurtarmış olacak. Bu bakımdan hayatın bir parçası olarak spor görülmeli, çocuklarımıza da spora yönlendirmeliyiz.

BU KONUYU SOSYAL MEDYA HESAPLARINDA PAYLAŞ
ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ